Kaçıncı bu 365 gün 6 saat. Biri bu zamana dur desin. Hızına kimse yetişemiyor. Bunda sanki aldatıcı bir oyun var. Çok yavaş gibi geçtiğini hissettiriyor, ama bu evrendeki en hızlı kavram. Günler, haftalar, saatler, saniyeler… Yetişemiyor insan, yetişemiyor. Çok hızlılar çok!
Geçen sene bu zamanlar veya 2 sene önce şöyleydi diye anlatmayacağım. 100 yıl önce yaşayanlar, veya milattan önce yaşayanlardan bahsedelim ki artık evrende bir hiç olduğumuzu anlayabilelim.
Evet! İtiraf ediyorum biz bir hiçiz. Genellikle doğuyoruz, ürüyoruz, tüketiyoruz . Bu çerçevede yılların geçmesi pek de bir anlam ifade etmiyor. Milyonlarca insan bu evreden geçmiş, biz geçmişiz çok mu?
Asıl olan ne? Nasıl olmak gerekiyor? Çok çalışmak mı? Çok uyumak mı? Çok düşünmek mi? Ya da çok ne olmak? Yoksa bunları sorgularken evrenin boşluğunda kaybolurcasına, beyinsel dalgalara direnmek mi?
Sorular zor, direnmek de. Algı düzeyini aşıyor. Biz en iyisi yılbaşı kutlayalım. Ama yıllar götürüyor, getirmiyor ki. Zaman hep aleyhimize işliyor. Biz neden kutluyoruz?
Evet ! Akıllı insan oğlu sorgulamaz. Yıllar bizden götürdüğüne bakmazsızın kutlar. Yeni bir yıla ve sonsuzluğa yakınlaştığımız günlere merhaba! Algıda oluşan değişkenlikleri, olasılıksız teorilerini, pek de umursama, yakınlaştığın sonsuzluğun keyfini çıkar, ve kendini o siluette kaybet.





